16.İstanbul Bienali – Büyükada

(Fotoğraflara tıklayarak daha büyük boyutta görebilirsiniz)

Büyükada’da İlk durağımız Taş Mektep oldu. Hale Tenger’in obsidiyen taşları bitkilerin arasına ayna gibi yerleştirdiği “Suret, Zuhur, Tezahür” adlı eseri sizi adeta bir film setinde hissettiriyor. Çünkü tarihi Taş Mektep binasından sesin kaynağını kesinlikle kestiremediğiniz bir yerden eseriyle aynı adı taşıyan şiir okunuyor. Öyle büyüleyiciydi ki… Tarımdaki “bilezik almak” terimini anlatıyor. Hayal meyal hatırladığım kavram insanın daha fazlasına sahip olmak için bitkiye yaptığı eziyetin adı aslında.

“işte öyle günlerden bir gün,

Gövdeme

Demir mıhlamak

Geliverdi akıllarına

Nereden mi?

Buradan

Zamanından önce,

Daha büyük

Ve daha şekerli

Meyveler vereyim diye.”

Taş Mektep/Büyükada[/caption]

Daha sonra Hacopulo Köşkü’nde bizi bekleyen İngiliz sanatçı Monster Chetwynd (mahla mı acaba:)) ‘in grotesk heykellerini görmeye gittik. İnsan kılığındaki yarasa, yılan, timsah ve örümcek gerçekten ürkütücüydü. Ben Mirza’yı yakından bakması için cesaretlendirmeye çabalarken bir çok yetişkinin yaklaşamadığını gördük. Sanırım masallarda, filmlerde korkunç role bürünen bu yaratıklar aslında en korkunç hallerine  insan olduklarında bürünmüşler. Ayrıca Monster Chetwynd Maçka Parkı’na bir de kaydırak kondurmuş ama henüz görme fırsatımız olmadı. Baharda umarım.

Ardından Mizzi köşküne gidip Glenn Ligon la tanışıyoruz. Bir süre istanbulda yaşamış Başka bir sanatçı James Baldwinin izlenimleri üzerinden eserini oluşturmuş. Çalışmalarında genellikle neon kullanırken, bienale özel olarak mahya kullanmış. Köşkün giriş salonunda boydan boya mahya ile baş aşağı bir “Amerika” yazısı asılı.

Son olarak  Anadolu Kulübü’ne gidiyoruz.Bienale gitmek üzere evden çıkarken Mirza’ya ‘Opti lie Pesinin yeni kitabı çıkmış onu almaya gidiyoruz’ demiştik . Son durakta bulduk martı kardeşleriJ Bienalin bizi en mutlu eden ayrıntılarından biri yekta kopan ve Gökçe Aygül’ün hazırladıkları, bienale özel çocuk kitapları ‘Opti ile Pesi’. İlk kitap bir önceki bienalin başlığı “iyi bir komşu” ile paralel olarak “Komşuluk şarkısı” idi. Bienal mekanları üzerinden iki sevimli martı Opti ve Pesi aracılığıyla birlikte yaşayabilmenin önemini vurgulayan çok güzel bir hikaye anlatıyor. Bu yıl ise Opti ile Pesi ye “Güvercin Greta” eşlik ediyor (evet TIME dergisi tarafından yılın insanı seçilen 16 yaşındaki  İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg) ve el birliğiyle Büyükada’yı içine düştüğü tehlikeden kurtarıyorlar. Mirza kulübün bahçesinde yeni kitabıyla haşır neşir olurken biz de sırayla Armin Linke ve Ursula Mayer’in eserlerine hızlı bir bakış atıp ,denizlerin ve okyanusların zaman içinde geldikleri noktayı anlatan video gösterimlerini biraz izleyip  çıkıyoruz.

Ayrıca bienal sayesinde öğreniyoruz ki Anadolu kulübü’nün kurucusu ulu önderimiz Atatürk’müş. Yine bienal sayesinde kulübün kullandığı Sarı Köşk’ün içini gezme ve harika manzarasını seyredebilme şansımız oldu.

Ve son olarak tekrar limana iniyor ve orada, iskele meydanında yer alan Andrea Zittel’in “kişisel arsalar” adlı beton heykelini görüyoruz. Bir kişinin sığabileceği büyüklükteki hücreler farklı renkte çakıl taşlarıyla doldurulmuş. Zittel eseriyleİnsanın mekana sahip olup olamayacağını sorgulatmayı amaçlıyor. Böylece vapur saatinin gelmesiyle bu güzel ,ada günümüz sona eriyor ve Avrupa Yakasına dönüyoruz.

Mimar Sinan da görüşmek üzere…

Bir Cevap Yazın

KAPAT